PAYLAŞ
Slow Food

Slow Food çok da yeni bir kavram sayılmaz. Zira 1980’lerin ikinci yarısına dek uzanan bir geçmişi var. Fakat Türkiye’de son yıllarda yükselişe geçen bu yeni beslenme biçimi hâlâ tam olarak bilinir değil. Bu yazının amacı da bu kültürün ne olduğu meselesine biraz daha açıklık getirmek.

Slow Food’un tarihi ve felsefesi

Slow Food, İtalya menşeili bir hareket. 1986 senesinde İspanyol Merdivenleri’nin yanı başına kurulan McDonald’s zincir şubesine ve fast food’un yaygınlaşmasına tepki olarak ortaya çıkıyor. 1989 senesinde ise Paris’te resmî bir manifesto yayımlanıyor. “Haz alma hakkının korunmasını amaçlayan uluslararası hareket” alt başlığı ile yayımlanan bu manifesto, sanayileşme sonrası yeni bir form kazanan yaşantılarımızın, artan hızla beraber kendi prangalarımıza dönüştüğünü söylüyor. Kendi evlerinde bile “fast food” yemeye zorlanan ve bilgeliğini yitirmeye başlayan “homo sapiens” yok olma yolunda ilerliyor diye uyarıda bulunan manifesto, kendimizi buna karşı savunmamız gerektiğini de vurguluyor.

Fast food sebebiyle zengin çeşitleri ve aromaları yitirdiğimiz, verimlilik adına yaygılaştırılan hızlı yaşam, hem çevremizi hem bizi tehdit ederken, kültürün önüne de set çekmekle kalmıyor, yerel yemek tarifleri zenginliğini de ortadan kaldırıyor. Slow food ise bize çok daha kaliteli bir yaşam sağlıyor. Temelde üç prensibe dayanan slow food hareketi, dünya üzerindeki herkes için elde edilebilir ve aynı zamanda keyif alınabilir bir beslenme biçimini hedefliyor. İlk prensip kaliteli, taze ve sağlıklı yemeği amaçlayan İYİ, ikinci prensip çevreye zarar vermeden üretimi merkezine alan TEMİZ, üçüncü prensip ise herkes için erişilebilir fiyat politikası güden ADİL.

Ulusal ilk kongresini 1990 senesinde Venedik’te gerçekleştiren Slow Food, daha sonra Almanya ve İsviçre’de yolculuğuna devam ediyor. 2004 senesine gelindiğinde 130 ülkede bilinir hâle gelen hareket,; günümüzde imza attığı projelerle, sağladığı fonlarla ve kongrelerle yolculuğuna büyüyerek ve gelişerek devam ediyor.
Odağında toğrağın sunduğu lezzetleri olduğu gibi, yani işlemden geçirmeden, en doğal hâlleriyle almak ve bunu yaparken toprağa saygıyı yitirmemek olan slow food hareketi sadece bir gıda hareketi de değil. Aynı zamanda bir dünya görüşü. Dünya genelinde yaklaşık 15 bin üyesi olan hareketin ambleminin kırmızı salyangoz olması tesadüf değil yani. Slow Food hareketi hızla küreselleşen dünyamızda standardize edilen ve tekdüzeleştirilen, bu hâliyle de giderek kalitesizleşen, farkında olmadığımız şekillerde sağlığımızı tehdit eden her şeye topyekun karşı duruyor.

Türkiye’de Slow Food

Türkiye’de slow food denince akla ilk gelen yer İzmir’in Çeşme ilçesine bağlı Germiyan Köyü oluyor. Endüstriyel üretime karşı küçük üreticiyi destekleyen ve aynı zamanda doğal, organik beslenmeyi ön plana çıkaran hareketin en önemli destekçisi Germiyan Köyü, 2016 senesinde bu unvanı aldı. Çeşme Kaymakamı Mustafa Erkayıran’ın “Köylerde 100-200 yıl önce nasıl üretim yapılıyorsa şimdi bunu gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Bunun gerçekleşeceği ilk köy ilçemizde olduğu için gururluyuz, mutluyuz. Germiyan köylülerimiz bunu yapıyorlardı ama şimdi daha da bilinçli ve duyarlı yapacaklar. İki yıllık bir süreç sonunda ise artık bu köyde sertifikalı ürünler yetiştirilecek. Bunun için başta köylülerimiz olmak üzere emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum,” sözleriyle desteklediği hareket, içinde kimyasal herhangi hiçbir ürünün bulunmadığı, mevsiminde ve doğal yollarla üretimin gerçekleştirildiği ilk köyümüz aynı zamanda.

Fakat yazının başında da belirttiğmiz üzere, slow food’un memleket sınırları içerisinde hedeflenen bilinirliğe ve uygulanırlığa henüz erişmediği aşikar. Küçük üreticilerin gitgide yaygınlaşmasına, organik pazarların sayılarının artmasına, mesleğini slow food üretimine adamaya kararlı restoran ve aşçılara, bağımsız girişimlere rağmen geniş kitlelerce hâlâ gerçek anlamda tanınırlık kazanmamış slow food alanında kapsamlı bilgi için hareketin internet anasayfasını ziyaret etmek mümkün.

Germiyan Köyü’nün emsal olması dileğiyle diyelim…

Yemek tarifleri ve mutfak ipuçları için Gastromanya’yı takip etmeyi unutmayın!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here