Instagram öncesi ve sonrası gezi kültürümüzde ciddi bir dönüşüm yaşandı. Bu değişimi belki de en kısa ve net şekilde şöyle özetlemek mümkün
Eskiden gidilecek yer aranıyordu, bugün ise fotoğraf çekilecek yer aranıyor.
Uzun yıllardır seyahat ve gezi aramaları üzerine büyük bir veri birikimine sahip olan Seyahatdergisi.com için bu dönüşüm oldukça net gözlemlenebilir durumda. Bir zamanlar bir yerin tarihi, kültürel dokusu ya da doğal özellikleri merak edilirken; bugün gelinen noktada, Instagram ve diğer sosyal medya platformlarının filtrelerle öne çıkardığı mekânları, yaşamları ve anları arar hale geldik.
Bölüm 1: Tercihlerimiz Nasıl Değişti? İçerik Tüketicisinden İçerik Üreticisine
Artık bir yerin geçmişinde kimlerin yaşadığı, hangi olaylara tanıklık ettiği ya da doğanın sunduğu eşsiz özellikler ikinci plana itilmiş durumda. Bunun yerine, o mekândaki yeme-içme fiyatları ve “en iyi fotoğraf nerede çekilir?” sorusu öncelik kazanıyor. Deneyimlemekten çok göstermek, anlamaktan çok paylaşmak önemli hale geliyor.
Türkiye bu dönüşümü en sert yaşayan ülkelerden biri. Elbette bu durum küresel ölçekte geçerli; ancak ülkemizde sosyal medya kullanımı çok daha yoğun ve etkili. Örneğin, yurt dışında 5-10 bin takipçiye sahip olmak hâlâ dikkat çekici bir sayı olarak görülürken, Türkiye’de bu rakam artık neredeyse sıradan kabul ediliyor. Beğenilme ve gösterme arzusu öyle bir noktaya ulaştı ki, gerçek deneyim giderek ikinci plana itiliyor.
Bölüm 2: Beklenti-Gerçeklik Uçurumu ve “Seyahat Hayal Kırıklığı”
Hepimizin yaşadığı tanıdık bir durum var: Sosyal medyada gördüğümüz bir mekâna gittiğimizde, izlediğimiz içeriklerin vaat ettiği deneyimi ve hazzı çoğu zaman bulamıyoruz. Filtrelerle parlatılmış, reklam amaçlı kurgulanmış ya da kalabalığın olmadığı anlarda çekilmiş görüntüler; gerçek hayatta yerini yoğun kalabalıklara, filtresiz manzaralara ve büyük bir hayal kırıklığına bırakıyor.
Tüm bunlar, günümüzdeki gezi ve seyahat anlayışımızı kökten değiştirdi. Bu durumdan neredeyse hepimiz şikâyetçiyiz; ancak aynı zamanda kısa videoların sunduğu hızlı hazdan da vazgeçemiyoruz.
Elbette sosyal medyanın olumlu yanları da var. Daha önce adını duymadığımız pek çok yer ve mekânla tanışıyor, bütçemize uygun alternatifleri daha kolay öğreniyoruz. Ancak sorun şu ki, artık bu yerleri deneyimlemekten çok, deneyimlemiş gibi hissetmek zorunda bırakılıyoruz. Bu baskı, seyahatin doğasına zarar veriyor.
Bölüm 3: Instagram vs. Gerçek: Bir Kare, Bin Anlam
Sosyal medya, genellikle tek ve kusursuz bir anı yakalayıp bize sunar: mükemmel ışık, bomboş mekanlar ve kompozisyon. Oysa seyahat, o tek karenin dışında kalan sonsuz anların toplamıdır. Bu uçurumu, iki ikonik örnekle gözler önüne serelim:
Kapadokya Örneği:

- Sol (Instagram versiyonu): Sosyal medyada gördüğünüz: Balonlar, yalnızlık ve kusursuz bir kompozisyon.
- Sağ (Gerçek versiyonu): Gerçek hayatta karşılaştığınız: Aynı muhteşem manzara, ama deneyimi paylaşan yüzlerce kişi.
Fushimi İnari Tapınağı Örneği:

- Solda: Kyoto’daki Fushimi İnari Tapınağı’nın turuncu torii kapılarından oluşan büyüleyici tünelinde, kimsesiz bir yürüyüş yapan biri.
- Sağda: Aynı tünel, gerçek hayattaki hali: ilerlemek için sıra bekleyen, selfie çeken yüzlerce ziyaretçiyle dolu.
Bu iki karşılaştırma, modern seyahatin en büyük çelişkisini özetliyor: Arzulanan ile yaşanan arasındaki kopukluk. Algılarımız, o ‘mükemmel kare’yi yakalamak için orada olduğumuzu söylerken, asıl deneyim çoğu zaman beklemek, kalabalığa karışmak ve filtrelenmemiş gerçeklikle yüzleşmektir.
Bölüm 4: Keşfetme Duygusunun Kaybı ve Algoritmik Tekdüzelik
Farkında mısınız? Artık hep aynı kareleri izliyoruz. Aynı açı, aynı poz, aynı manzara… Bir yerle ilgili gördüğümüz onlarca fotoğraf ve video, o mekânı gitmeden önce zihnimizde tüketmemize neden oluyor. Bu da seyahatin en değerli duygularından biri olan sürpriz hissini ortadan kaldırıyor.
Oysa bir yeri gerçekten gezerek keşfetmenin, başkasından dinlemeden bizzat deneyimlemenin ve bilinmezliğin getirdiği şaşkınlığı yaşamanın değeri çok büyük.
Eskiden blogların başlıklarında “Mardin’i Keşfedin” ya da “X Yeri Keşfediyoruz” gibi ifadeler sıkça yer alırdı. Bu yazıları okurken, yazarın yaşadığı deneyime eşlik eder, onun şaşkınlıklarını, hayal kırıklıklarını ya da beklenmedik anlarını bir ölçüde siz de hissederdiniz. Keşif, kişisel ve belirsiz bir süreçti.
Sosyal medyada ise durum çok daha farklı. Burada bireysel deneyimler değil, herkes tarafından kabul görmüş ve onaylanmış deneyimler öne çıkar. Algoritmalar, çoğunluğun beğendiği ve etkileşim verdiği içerikleri tekrar tekrar önünüze getirir; farklı, sıradışı ya da beklentinin dışındaki deneyimler görünmez hale gelir.
İşin özü: Bugün birçok insan seyahate keşfetmek için değil; daha önce izlediği, gördüğü ve zihninde defalarca tükettiği içeriklerin gerçekten var olup olmadığını onaylamak için gidiyor.
Bölüm 5: Çözüm: Sosyal Medya Çağında Gerçek Keşfi Yeniden Hatırlamak
Bu yazı, Instagram ve sosyal medyayı kötülemek ya da değersizleştirmek amacı taşımıyor. Asıl sorun, bu platformların birer araç olmaktan çıkıp ölçü haline gelmesi ve algoritmaların yalnızca gezi ve seyahat tercihlerini değil, hayatın pek çok alanında algılarımıza yön verir hale gelmesi.
Sosyal medyanın hayatımızdan çıkması mümkün değil, ancak onunla daha bilinçli bir ilişki kurmak bizim elimizde. İşte seyahatin ruhunu geri kazanmak için uygulayabileceğiniz üç somut adım:
1. ALGORİTMAYA İSYAN TURU: Popüler Olanın Ötesine Geçin
Önümüzdeki seyahatinizde küçük bir deney yapın: Gideceğiniz şehirde, Instagram’da en popüler 3 mekanı not alın. Ardından, bir zaman makinesi gibi davranın ve o şehirle ilgili 2000’lerin başından kalma bir seyahat blogunu karıştırın. O zamanlar “en iyi fotoğraf açısı” değil, “en ilginç hikaye” aranırdı.
Daha da cesur bir adım: Yerel bir kitapçıya, kahveye veya bakkala gidin ve şu soruyu sorun: “Burda turistlerin gitmediği ama sizin çok sevdiğiniz bir yer var mı?”
2. FOTOĞRAFSIZ BİR GÜN MEYDAN OKUMASI: Anı Yaşamayı Öğrenin
Bu, belki de en zor ama en ödüllendirici deneyim: Tam bir gün boyunca hiç fotoğraf çekmemeyi deneyin. Telefonunuzu sadece harita için kullanın veya tamamen kapatın.
İlk başta garip gelecek. “Bu anı kaydetmeliyim” dürtüsüyle mücadele edeceksiniz. Ama zamanla fark edeceksiniz ki:
- Gözlemleriniz keskinleşecek
- Anılarınız daha canlı olacak
- Özgürleşeceksiniz
3. “KİMİN İÇİN?” SORUSU: Seyahatinizin Gerçek Sahibini Bulun
Her fotoğraf çekmeye uzandığınızda veya bir mekana girmeden önce, kendinize basit bir soru sorun: “Bu anı kimin için kaydediyorum?”
- Beğeni almak için mi?
- Başkalarına “bak neredeyim” demek için mi?
- Yoksa gerçekten kendiniz için, ileride hatırlamak için mi?
Küçük bir ipucu: Eğer bir anı gerçekten kendiniz için kaydetmek istiyorsanız, onu hemen paylaşmayın. Telefonunuza kaydedin ve en az bir hafta sonra paylaşın.
Seyahati Yeniden Keşfetmek
Başlangıç İçin Küçük Bir Ödev:
Önümüzdeki hafta sonu, yaşadığınız şehirde bile olsa, “Algoritmaya İsyan Turu”nu deneyin. Instagram’da en popüler 3 mekanı bulun, ama gitmeyin. Onun yerine, şehrin hiç bilmediğiniz bir semtine gidin ve orada kaybolun. Bir kahvede oturup etrafı izleyin. Hiç fotoğraf çekmeyin.
Bu küçük deneyim bile, sosyal medyanın seyahat algınızı ne kadar şekillendirdiğini ve ondan nasıl özgürleşebileceğinizi gösterecek.
Unutmayın: En değerli ‘story’niz, 24 saat sonra kaybolan değil, ömür boyu hafızanızda kalandır. Seyahati yeniden keşfedin – bu sefer gerçekten.









